EVET, HIRSIZLIK VAR!

Abone Ol
Dostlar, nihayet 17 Aralık itibariyle ülkemizde başlamış olan süreç sizlerle paylaşmış olduğum son iki yazımdaki düşünceleri doğruladı. Eğer okuma fırsatı bulmuşsanız son iki yazımda Türkiye’yi bazı küresel güçlerin ve onların yerli işbirlikçi baronları tarafından tezgâhlanmış bir imtihan süreci başlayacağını haber vermiştim. Bu süreç içerisinde de Türk halkının bir samimiyet sınavı vermek zorunda kalacağına vurgu yapmıştım. Ben tam bunları sizlerle paylaşmıştım ki 17 Aralık günü bomba patladı. Ülkemiz bir anda kaos görüntüsüne büründürüldü. Dünyanın en sağlıklı ekonomilerinden birisi olarak tanımlanan Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinde bir anda onlarca milyar dolarla ifade edilen kayıplar oluşmaya başladı. Ve tabiî ki bütün bu hengâme ortamını fırsat bilen bazı gözü açıklar malı götürmeyi başardı. Kimler bunlar;

       -  Operasyondan önceden haberdar olup piyasadan yüklüce döviz çekenler,

       - Faize oynayarak bir gecede servetine servet katmayı alışkanlık edinenler,

       - Irak’tan Türkiye’ye gelecek olan petrol paralarını kendi ülke bankalarına devşirmeyi başaran ABD.

       - Ve tabi ki böylesi bir kaos ortamından siyasal ikbal beklentisi içerisinde olan küçük siyasi aktörler.

        Bir ülkede yolsuzluklarla mücadele etmek, devlete emanet edilen halkın kazançlarının güvenliğini sağlamak, bu kazanca tasallut etmiş haramzadelerin boynunu vurmak bir hükümetin halkına karşı en büyük borcudur. Bu anlamda bir siyasi iktidarı sorgulamak hepimizin özerine sorumluluktur. Ancak bu sorumluluk ülkemizde gerçekleşmesi muhtemel bazı yolsuzlukları ortaya çıkarma bahanesi ile ülke siyasetini, istikrarını, ekonomisini sabote etmeye yönelik yaklaşımları görmemezlikten gelme nedeni olamaz.

          Nihayetinde bir tarihçi olarak ülkemizin doksan yıllık tarihi boyunca dışardan güç alan bir takım işbirlikçi seçkinlerin ülke yönetimi üzerinde vesayet oluşturduklarını biliyoruz. Bu vesayeti kaybettikleri dönemlerde de çeşitli illizyon, sihirbazlık ve zorbalığa dayanan yöntemlerle ülke insanımızın varlığına, değerlerine suikastlar düzenlediklerine şahidiz. Bu gün olanlar adalet arayışı kılıfı adı altında bu vesayetçi zihniyetin kuzu kılığında toplumu hassasiyetlerini kullanarak kaybetmiş olduğu vesayeti yenide kazanma girişiminden başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti son 10 yılda büyük mesafeler kaydetti. Bu kaydedilen mesafeler dünya devletleri arasında milletimize özlemini duyduğu onur ve izzeti kazandırdı. Ama ne var ki elde edilen kazanımlar dünyanın egemen güçlerinin tepkisine, yerli iş birlikçilerinin de devlet üzerindeki vesayet güçlerinin zafiyete uğramasına yol açtı. Artık Türkiye Cumhuriyeti birilerinin Atatürk’ün arkasına saklanarak ve onun şahsını istismar ederek Türk Halkına zulmedemeyeceği bir ülke oldu.

        Dostlar, geçen hafta yazımda da belirttiğim gibi içinde bulunduğumuz nokta geri dönüşümü olmayan bir süreçtir.

          İçinde bulunduğumuz nokta 1000 yıllık büyük devlet olma hayalimizin yüreklerimizde filizlenmeye başladığı bir dönemdir.

          İçinde bulunduğumuz nokta Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk – İslam dünyasında liderlik iddiasının gerçeklik kazandığı bir dönemdir.

           İçinde bulunduğumuz nokta insanlık tarihinin en muhteşem devleti olan Osmanlı mirasının küllerinden yeniden doğuşun gerçeklik kazanma dönemidir.

            İşte böylesi bir süreçte toplum olarak asla devlet ile halkımız arasına ve aynı zamanda halkımız içerisindeki sosyal guruplar arasına fitne tohumları ekmek isteyen yerli ve yabancı tetikçilere karşı uyanık olmak onlara papuç bırakmamak zorundayız. Başımızda ki iktidar hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun o iktidardan son on yılda elde ettiğimiz kazanımları koruması ve millet olarak yüreğimizde beslediğimiz ideallere hizmet etmesini istemek zorundayız. Şunu bilmeliyiz ki mevcut siyasi iktidarların en büyük yakıtını, enerjisini toplumsal destek oluşturur. Bizler öncelikle Türk halkı olarak iktidarlarımızdan küresel siyasi güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin aziz Türk Milletinin boynuna geçirdiği prangaları kırmasını, sırtımıza giydirmeye çalıştıkları deli gömleğini parçalamalarını istemeliyiz.

        Artık ABD’ye yapılan dış seyahatler ve orada bazı lobiler aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi iktidarına uzanmaya çalışan ilkel siyasi zihniyete fırsat vermemeli, onları en ağır şekilde cezalandırmayı bilmek zorundayız.

          Yazımın başlığında da belirttiğim gibi bu ülkede bir hırsızlık var. Buradan ihbar ediyorum. Tüm savcıları göreve davet ediyorum. Bu ülkenin en büyük hırsızları kimler biliyor musunuz;

           Bu ülkenin en büyük hırsızları, insanımızın devletine olan inancını, güvenini çalmak isteyenlerdir,

           Bu ülkenin en büyük hırsızları, milletimizin toplumsal barışını, huzurunu kuzu postuna bürünmüş adalet kavramının arkasına saklanmış dolandırıcılarıdır,

           Bu ülkenin en büyük hırsızları, insanımızın büyük devlet ve millet olma idealini sabote edenlerdir.    

            Allah’a emanet olun, selametle kalın. Samimiyet imtihanınızda başarılar diliyorum.