Bu değerli emanetin verildiği kişilerden bir tanesi de benim; bazen düşünüyorum: Ben nasıl bir babayım? Acaba evladıma layığı ile örnek olabiliyor muyum? Onu hayata iyi hazırlayabiliyor muyum?
Âlim kişilerin hayatlarına baktığımız zaman anne-babalarının etkilerini görmekteyiz. Tanıdığım önemli kişilerin hemen hepsi ailelerine bağlı, anne babasına hürmet eden kimseler.
Okuduğum bir kitapta çocuklara oturup nasihat etmeyin, kısa kısa sohbetler edin diyordu. Çocuk hafızası boş bir defter gibidir. Ebeveyn bu defteri sözleriyle değil yaşayışı ile doldurur. ‘Kulaklar doydu, gözler aç.’diye bir söz var ya sanırım konumuz ile ilgili. Çocuklarda bu şekilde kulaktan değil gözlerden terbiye edilir. Aileden ne görürse çocuk da onu yapacaktır. Siz ne kadar yemekten önce ellerini yıka derseniz deyin, çocuk anne baba elini yıkamaz ise bu alışkanlığı edinmez. Evinde anne-babasını misafir eden bir ebeveynle, anne-babasını huzur evine gönderen bir ebeveynin çocukları bir olmaz!
Kendi şahitlik ettiğim bir durumu ifade etmek isterim ki: eşinden ayrılmış ve kötü alışkanlıkları olan bir baba tanıyorum. Bu kişinin bir oğlu var ki haylaz mı haylaz, çevresine zarar veren, ağzı küfürlü bir çocuk. Aynı çocuğun sınıfında başka bir tanıdığım çocuk var. Oldukça efendi, terbiyeli, güler yüzlü. Ailesine baktığımız zaman insanlar ile iyi diyalogları olan, doğayı ve insanı seven, güler yüzlü insanlar.
Yazımın başında da ifade ettiğim gibi çocuklar boş birer levhadır. Onu işleyecek olan ailelerdir. Nasıl ki kameraya boş bir kaset takar ve kayıt düğmesine basınca gördüğü her şeyi kaydediyorsa, çocuklarda aynı şekilde bizden gördüklerini hayata tatbik ediyor. Çocuklar dünyaya geldiklerinde masum, temizdir. Çocukların dili, dini, sendikası, siyaseti olmaz.
Hani hep derler ya hayırsız evlat diye. Bence çocuğun hayırsızı olmaz; Allah hayırlı anne baba versin…