DERSHANECİLİK TİYATROSU

Abone Ol

      Dostlar, yaklaşık iki haftadır ülkemizin gündemini oluşturan bir konu var. Dershanecilik. Şahsen kendi adıma yirmi iki yıldır öğretmen, öğrencilik hayatımızla birlikte toplam kırk yıldır  eğitim dünyasının içerisinde bunan birisi olarak bu konuyu sizlerle paylaşmak sorumluluğumuz olduğu düşüncesindeyim.   

      Ancak öncelikle fark edilmesi gereken şey bu tartışmaların iki na boyutunun bulunduğu gerçeğidir.

     1. Boyut: Eğitim

     2. Boyut: Siyasi

     Öncelikle konuyu eğitim boyutuyla ele alacak olursak şu bir gerçektir ki dershanecilik sektörü eğitimimizin zafiyetlerinden ortaya çıkmıştır. Peki eğitim hayatımızın zafiyet içerisinde olmasının gerekçeleri nelerdir?

     1) Eğitim sürecinin tek sınavlı bir eleme sistemi ile üniversiteye yönelik olması.

      2) Eğitim sürecimizin değerler eğitimi niteliğinin bulunmaması. Yani milli ve manevi eğitim niteliğinin olmaması.

       3) İdeolojik formasyona sahip olması.

       4) Öğrencileri motive edecek milli hedeflerden mahrum olması.

       5) Ağır ve hantal müfredat yapısına sahip olması.

       6) Öğrenciyi psikolojik anlamda kendisiyle ve sosyolojik anlamda toplumla barıştıracak dinamizme sahip olmaması.

        7) Çağın getirdiği her türlü zararlı alışkanlıklar karşısında öğrencinin bağışıklık sistemini güçlendirecek gerekli hazırlığa ve donanıma sahip olmaması.

           Dostlar, bu listeyi çok daha fazla uzatmak mümkündür. Ama benim aklıma ilk hamlede gelenleri dile getirmeye çalıştım.

            Şimdi, eğitim hayatımızı yeniden yapılandırmak ve bu memleketin en büyük zenginliği olan genç nüfusumuzu verimli hale getirebilmek için bir şeyler yapmak zorundayız. Ben sadece bu açıdan da olsa Milli Eğitim Banklığımızın girişimlerini saygıyla karşılıyorum. Mevcut sorunların üstesinden gelebilmek için öncelikle bakanlık sınav sistemini okul içi sınav dönemlerine kaydırarak öğrencilerin üniversite sınavı algısından uzaklaştırmaya, ilgi ve dikkatlerini okula yöneltmeye çalışıyor. Yani yukarıda saydığımız 1. Maddedeki sorunu gidermek istiyor. Bundan dolayı tebrik ediyor ve hemen hemen tüm eğitim camiası olarak kendilerini kutluyoruz. Bu doğru bir adım. İkincisi dershaneler varlığını devam ettirdiği sürece Milli Eğitim Kurumlarının hak ettiği değer ve önemi kazanamayacağı bir gerçek. Yani Eğitimi düzeltin sonra dershaneleri kapatın diyenler büyük bir hata yapıyorlar. Dershane kapatılmadan, öğrencilerin ilgi ve dikkati okul derslerine yoğunlaştırılmadan mevcut sorunun çözümü mümkün değildir. Dershanelerin devam etmesi, mevcut problemli duruma teslim olmak anlamına geliyor. Bundan dolayı dershanelerin kapatılması adeta vücutta oluşmuş olan tümörlü, habis tabakanın temizlenerek tedaviye başlanılması anlamına geliyor. Bundan dolayı şu anda dershanecilerin yapmış oldukları itirazlar eğitimin sağlığına kavuşması ile ilgisi yoktur. Tamamen sektörel kaygılardan kaynaklanmaktadır.

       Burada bu kaygıları gidermek devletin vazifesidir. Gereğini yapacaktır. Ama asla dershaneciliğin devam ettirilmesine göz yumulması mümkün değildir. Böyle bir uygulama tam anlamıyla eğitimin gözden çıkarılması anlamına gelir.  

             Dostlar, eğer bir de mevcut tartışmaların ikinci boyutuna vurgu yapmak istiyorum. Biliyorsunuz ki ülkemiz önümüzdeki bahardan itibaren bir dizi seçim sürecine girecek. Böylesi kritik bir süreçte bir takım iç ve dış güçlerin Türkiye’deki bu süreci kontrol ederek kendi çıkarları sağlama isteği içerisinde olmaları kaçınılmazdır. Bu bağlamda hem toplum olarak, hem de devlet düzeyinde bir takım kritik imtihanların gelişmesi kaçınılmazdır.

           İşte böylesi bir süreçte dershanecilik konusunun bu kadar yapay bir şekilde büyütülerek ülkede kriz konusu haline getirilmeye çalışılması bir tesadüf değildir.  Mevcut hükümetin cemaatin faaliyetleri üzerinden gizli gündemi olan ve bu ülkenin dindar insanlarına düşman bir zihniyete sahipmiş gibi tanıtılmaya çalışılması dikkat çekicidir. Çünkü mevcut siyasi iktidar bu ülkenin milliyetçi muhafazakar insanların desteği ile ayakta durmaktadır. Eğer bu iktidar devrilecekse mutlaka dindar kimliği zedelenmeli, toplumun inançlı kesimlerinin ona olan güveni sarsılması gerekmektedir. İşte dershanecilik konusunun bu kadar büyütülmesi ve buradan hareketle ülke ve toplum iradesine operasyon yapılmak istenmesinin arka planında bu yatmaktadır.

           Ülkemizde bu tartışmaların tam gündem oluşturduğu bir süreçte ülkemizin ana muhalefet partisinin ABD’ye davet edilmesi, kendilerine büyük iltifatlar yapılarak önce İsrail konusu olmak üzere pek çok konuda güvence istenilmesi asla bir tesadüf değildir. Tabi ülkemizde gerçekleştirilmek istenen operasyonlara cemaatlerin alet olması olayın en trajik tarafı.

           Dostlar, hangi siyasi görüşe sahip olursak olalım, hangi yaşam tarzına sahip olursak olalım, öncelikle ülkemizi sevmek, sahiplenmek ve ülkemize yapılmak istenen, operasyonlara, halkımızın boynuna takılmak istenen dış kaynaklı prangalara karşı uyanık olmak, ülke menfaatlerini sonuna kadar savunmak zorundayız.

                                          Allah’a emanet olun.