Temiz tutmak, korumak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak ise her insanın en temel sorumluluklarından biridir.
Aslında anlatacaklarım sadece Karapınar'a özgü değil. Ülkemizin birçok yerinde aynı manzaralarla karşılaşıyoruz. Ancak ben yaşadığım ilçeden örnekler vermek istiyorum.
Yıllardır bu ilçede yaşayan biri olarak çevremizin nasıl değiştiğine birebir şahit oldum. Hepimiz temiz bir çevrede yaşamak istiyoruz. Sokakların tertemiz olmasını, parkların düzenli kalmasını, göllerimizin korunmasını arzu ediyoruz. Fakat iş uygulamaya gelince aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?
Çevreyi kirletenleri gördüğümüzde kaçımız tepki veriyoruz? Kaçımız "Bunu yapmayın, burası hepimizin" diyebiliyoruz?
Bugün yollarımız, sokaklarımız, umumi tuvaletlerimiz ve Meke Gölü çevresi maalesef zaman zaman çöplerle doluyor. Yollara tükürenler, çöpünü aracının camından atanlar, piknik yaptığı yeri temizlemeden ayrılanlar... Üstelik bu davranışın yaşı da yok. Yedi yaşındaki bir çocuktan seksen yaşındaki bir büyüğe kadar aynı sorumsuzluğu görmek mümkün.
Peki neden? İnsanlar neden çevreyi kirletiyor?
"Nasıl olsa birileri temizler." düşüncesi mi? Yoksa çevre bilincinin hiç oluşmamış olması mı?
Bana göre bu, sadece bir temizlik meselesi değil; aynı zamanda bir kültür ve eğitim meselesidir. Ortak yaşam alanına zarar veren, çevresini kirletmekten çekinmeyen insanların ciddi bir bilinç eksikliği yaşadığına inanıyorum.
Geçtiğimiz günlerde Meke Gölü'ndeydim. Yurt dışından gelen turist kafilesi göl çevresindeki cam şişeleri ve çöpleri toplamaya başladı. Ben de onlara katılarak temizlik yaptım. Düşünün... Binlerce kilometre uzaktan gelen insanlar bizim doğal güzelliğimizi temizlemeye çalışırken, bizler kirletmeye devam ediyoruz.
İşte bu tablo hepimize önemli bir ders veriyor. Çevre sadece belediyelerin, kamu kurumlarının ya da temizlik görevlilerinin değil; hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ne yazık ki çevre kirliliği bununla da sınırlı değil. Kamu mallarına verilen zarar da ayrı bir sorun. Millet Bahçesi'nde kırılan banklar, Acıgöl Seyir Tepesi'nde tahrip edilen eşyalar, mezarlıklarda kesilen sulama hortumları, duvarlara yazılan anlamsız yazılar...
Bütün bunlar sadece mala zarar vermek değildir. Bu davranışlar, toplumun ortak değerlerine zarar vermektir.
İşte tam da burada aile eğitiminin önemi ortaya çıkıyor. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren çevre sevgisini, kamu malına sahip çıkmayı ve ortak yaşam kültürünü öğretmek zorundayız. Çünkü bugün verilen eğitim, yarının daha temiz ve daha yaşanabilir şehirlerini oluşturacaktır.
Bir konu daha var ki en az kirletmek kadar önemlidir. Çevreyi kirleteni görüp sessiz kalmak da bir sorumluluktur. Elbette kavga ederek değil ama uygun bir dille uyarmak, ilgili kurumlara bildirmek hepimizin vatandaşlık görevidir.
Unutmayalım; temiz bir Karapınar, temiz bir Türkiye demektir. Doğamızı, göllerimizi, parklarımızı ve sokaklarımızı koruyabilirsek çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miraslardan birini vermiş oluruz.
Çevre bizim evimizdir. Evimizi kirletmeyelim, kirletenlere de sessiz kalmayalım.