Sayın kıymetli okuyucularım bu hafta köşe yazımda TEMA Vakfı’nın tarafıma göndermiş olduğu “Bilimsel verilerle iklim değişikliğini anlamak” adlı yayından alıntılar yapmak suretiyle dünyanın gündeminde olan ve tüm insanlığı ilgilendiren iklim değişikliği ve çevre sorunları ile ilgili bilgileri sizlere aktarmak istiyorum.
İklim nasıl değişir?, Daha önce hiç değişmiş midir? Dünyamızın 4.5 milyar yıllık uzun jeolojik tarihi boyunca birçok farklı sebeple ve çeşitli dönemlerinde iklim sisteminde değişiklikler oldu. Buzul çağları, buzul arası sıcak dönemler yaşandı. Sanayi devrimi sonrasında insan faaliyetleri de milyonlarca yıldır devam eden doğal iklim döngüsünü doğrudan etkilemeye başladı.
Fosil yakıt kullanımı, sanayi süreçleri, arazı kullanım değişiklikleri, ormansızlaşma gibi insan faaliyetlerine bağlı faktörler; atmosferdeki sera gazı düzeylerini arttırdı. Artan sera gazları, güneşten gelen ışınların daha fazla tutulmasını sağlayınca, küresel sıcaklık düzeyleri yükseldi. Yükselen sıcaklık değerlerine bağlı olarak buzul erimesi, su seviyesinin yükselmesi gibi etkiler de görülmeye başlandı. Değişen iklim koşullarıyla dünyadaki tüm ekolojik sistemler ve doğal döngüler de değişmeye başladı. (IPCC,2007)
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ise yaşamakta olduğumuz iklim değişikliği sürecini şöyle tanımlar: “ Karşılaştırılabilir bir zaman periyodunda gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda oluşan değişikliktir.” Bu tanımla birlikte uluslar arası bir anlaşma ile insanlar kendi faaliyetleri sonucunda iklim değişikliklerini kabul ettiler ve bu süreci durdurmak için müzakere sürecini başlattılar.
Atmosferdeki Sera Gazı Miktarını Artıran İnsan Faaliyetleri
Ulaşım, enerji üretimi, ısınma gibi insan temelli faaliyetler için petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtları yakmak, milyonlarca yıldır toprağın altında depolanan organik karbonun oksijen ile birleşerek karbondioksite dönüşmesine ve atmosfere salınmasına sebep olur. Önemli bir sera fazı olan karbondioksitin atmosferde birikmesiyse iklim değişikliğini hızlandırmaktadır.
Özellikle çöplüklerde biriken atıklardan sızan metan gazı ve madencilik faaliyetleri ile yeraltında bulunan metan yataklarının açığa çıkarılarak metan gazının atmosfere karışması, iklim değişikliğini hızlandıran ve tetikleyen süreçlerdir.
Sanayi devriminden bu yana geliştirilen yeni sanayi ürünlerinin imalatı veya tüketimi sırasında atmosfere sera gazlarının salınması iklim değişikliğini artırır.
Sera Gazlarını Atmosferden Uzaklaştıran Yutak Alanları Yok Etmek
Kara ekosistemlerindeki topraklar, ağaçlar, çalılar, otsu bitkiler ve deniz ekosistemleri, atmosferde bulunan karbondioksit ve diğer sera gazlarını tutarlar. Bu sayede, önemli karbon ve sera gazı yutak alanlarını oluşturarak, iklim değişikliği ile mücadelede kilit rol oynarlar. İnsan etkinlikleri sonucunda orman alanlarının yerleşim alanlarına veya tarım alanlarına dönüştürülmesi, yanlış arazi kullanım planlamaları, denizlerin kirletilmesi sonucu deniz ekosistemlerinin dengesinin değişmesi gibi olumsuzluklar sonucunda bu ekosistemler sera gazları için yutak alan olma özelliklerini kaybeder.
İklim bilimciler, iklimdeki değişiklikleri gözlemlemek için bir çok farklı yöntem kullanırlar. Bunlardan bazıları;
Güneş’ten gelen ışınımların tutulmasını ve iklimlerin oluşmasını sağlayan atmosferdeki sera gazı parçacıklarının sayısını ölçümlemektir. Atmosferde milyonda ne kadar sera gazı parçacığı (ppm-particular per million- genellikle karbondioksit eşdeğeri üzerinden hesaplanır) olduğunu, çeşitli yerlerden aldıkları hava örnekleri aracılığıyla hesaplarlar. Daha sonra eski yıllara ait sera gazı miktarını ölçümlemek için buzullardan parça alırlar ve atmosferdeki şimdiki sera gazı miktarı ile karşılaştırarak; artışı hesaplarlar. Aynı zamanda, sera gazı miktarındaki artış ve bunun küresel sıcaklık artışı ile olan ilişkisini kullanarak, gelecekte sera gazı miktarı ile küresel sıcaklık düzeyine yönelik öngörülerde bulunurlar.
1850’ lerden bu yana dünyadaki binlerce meteoroloji istasyonunda düzenli olarak sıcaklık, yağış, basınç, nem gibi atmosferik ölçümler yapılmaktadır. Bölgede uzun yıllar boyunca gözlenen tüm hava koşullarına dair verilerin ortalama özelliklerini karşılaştırarak, iklimlerin önceki dönemlere göre ne kadar değiştiği konusunda fikir sahibi olmak kullanılan diğer bir yöntemdir. Bu yöntemlerin yanı sıra uydu gözlemleri ve Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Küresel Gözlem Sistemi gibi daha kompleks bilimsel gözlem sistemleri de kullanılır.
Bilim insanları, tüm bu bilimsel tespitler sonucunda, sanayi devriminin başladığı 1800’ lü yıllardan itibaren atmosferdeki sera gazlarının ve özellikle de karbondioksit miktarının arttığını ve bunun iklim değişikliğine sebep olduğunu resmen açıkladılar (IPCC,2007)
NASA, Grönland’ın 8 Temmuz ve 12 Temmuz 2012 tarihlerinde, yani 4 gün arayla uzaydan çekilmiş fotoğraflarını yayınladı. Fotoğraflar, Grönland’ın yüzey tabakasındaki % 40 oranındaki erimenin sadece 4 günde % 97 oranına yükseldiğini göstermektedir.
Bilim insanları, Grönland’ın yüzeyindeki buzul tabakada bugüne kadar en fazla % 55’lik bir alanın eridiğini ve % 97 oranında erimenin tarihte ilk defa meydana geldiğini söylediler. Üstelik bu durum, yıllık 3mm ortalamasında gerçekleşen deniz seviyesi yükselmesini ciddi şekilde hızlandırabilir.
Grönland’daki büyük erimeden bir ay sonra Ağustos 2012’de Kuzey Kutbu ile ilgili benzer bir haber geldi. ABD Ulusal Kar ve Buzul Verileri Merkezi, Kuzey Buz Denizi’ndeki buzulların, 1979’da kayıt tutulmaya başladığından beri en düşük seviyeye ulaştığını bildirde. (NOAA) Bu haberin hemen ardından, dünyadaki en ünlü buzul bilimcilerden Prof. Peter Wadhams Kuzey Buz Denizi’nin 4 yıl içerisinde tamamen eriyebileceğini öngördüklerini açıkladı.( Guardian Gazetesi)
Kısacası, bilim insanlarının öngörüleri tahminimizden de hızlı şekilde gerçekleşmeye başladı bile. 600.000 yıl öncesinden bugüne küresel sıcaklık seviyeleri ve atmosferdeki karbondioksit miktarı arasındaki ilişkiye bakıldığında; iklim değişikliği konusunda daha önce yaşamadığımız bir noktaya doğru gittiğimizi görüyoruz.
İklim değişikliğini geri dönülemez noktaya gelmeden önce durdurmak için acilen harekete geçmemiz gerekiyor. Çünkü iklim krizini çözmek için elimizde çözümler mevcut, yeter ki gerçekten isteyelim. Saygılarımla
- - - -