Bir ulusu oluşturan en önemli unsurlardan birisi olan dil, yani insanların kendini ifade ederken karşısındakinin anlayabildiği en işlevsel kanalın zaman içinde değişiminin farkında mıyız? Dil bir kültür ürünüdür. Yapısında içinde yaşadığı toplumun özelliklerini, geleneklerini, örf ve adetlerini taşır. Bu özelliğini en çok atasözü ve deyimlerde görürüz. ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ deyiminde anlıyoruz ki Üsküdar uzak bir noktada, ata binmek gibi bir alışkanlığımız var, at ile hızlı yol alınabiliyor gibi anlamları çıkarabiliyoruz.

Dilin zaman içinde gelişebilir olmasını şöyle açıklayabiliriz. Dil etkileşimde bulunduğu diğer dillerden, ülkelerden bazı sözcükleri kendi ailesine katar, bazen kendi sözcüklerinden karşı tarafa verir, kendi yapı özelliklerine göre uyarlar. Mesela navigation kelimesinin yine yabancı kökenini değiştirmeden navigasyon yazılışı ve okunuşu ile dilimize kattık. Aynı şekilde yoğurt, ayran gibi kelimeleri de batı dillerinde görmemiz mümkün.

12 Temmuz 1932’de yapılan Dil Devrimi’ne değinmemizde fayda var. Çünkü o dönemde bu ihtiyaç milletin geçtiği dönemde yaşadığı topraklardan etkilenerek dil haznesinde Farsça, Arapça ve Türkçe’nin harmanlanarak kullanılmasından dilimizin kendi kimliğini kaybetmesini hızlandırmaktan sonra kendine özgü ve diğerlerinden daha zengin olan dil olan Türkçe’yi ülkemiz bireylerinin daha kolay kavrayacağı, millet olarak anadilimizin Türkçe olması dolaylarından ülkemizde kullanılan dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'Dil Devrimi' adı verilmektedir.

Bu devrimde Türkçe olmayan kelimelere karşılık Türkçe kelimeler bulmak ve yapısına uydurmak, halk arasında kullanılan Türkçe kelimelerin yeniden derlenmesi, geçmişte kullanılmasına rağmen artık kullanılmaya kullanılmaya unutulmuş kelimelerin araştırılarak gün yüzüne çıkarılması gibi önemli müdehale noktaları belirlenmiştir. Otobüs yerine ‘çok oturgaçlıgötürgeç’ kelimesinin türemesi de bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Türk tarihi ile birlikte bilinen Türkçe’nin zaman içinde değişime ve gelişime uğraması bu dili kullananların marifeti olduğuna göre bizlerin de bu konuda sorumlu olduğumuzu gösterir. Dilimizi yabancı kökenli kelimelerin entegrasyonu ile şirin ve reklamsal yapmaya çalışırken aslında bozduğumuzun farkına varmalıyız. Önünden geçtiğiniz lokantanın isminin ‘kebabchı’ olması görsel bir iletişim kurabilir belki değişik olmasından dolayı dikkat çekebilir ancak dil ailemize uygun olmayan bu kelime zaman içinde artması ve yaygın kullanımı ile belki de yıllar sonra kebapçı kelimesinin yerine geçecek ve resmi kurum ve evraklarda dahi böyle kullanılacak. Bunun önüne geçmek için oldukça hem işlerimizde hem de günlük hayatımızda Türkçe’yi oldukça zengin yapısından faydalanarak kullanmalıyız. Kafe ve restoranlarda menülerin %60 ve üzeri yabancı isimle düzenlenmesi, isimlerin doğrudan İngilizce ve diğer dillerden kullanılması şehrimize telaffuzunda bile zorlandığımız yeni bir dil ortamı getirmiştir. Sizin anlayacağınız oturduğumuz kafede bildiğin beyaz çikolatalı kahveyi ‘vaytçaklıkt moka’ (White chocolatemocha) diye istemezsek getirmezler. Hatta beyaz çikolatalı kahve derseniz aslında Türkçe isminin bu olduğunu bile keşfedecek kadar İngilizce bilgisi olmayan garson gülebilir. Dalga konusu olursunuz. Kendi dilinizi kullanmak böyle de hor görülebilir.

Artık kendi başına bir kültür olarak şehrimize girmiş yeme-içme sektörünün diline alışmaktan başka çaremiz kalmamış gibi görünüyor. Ama en azından kendi dilimizdeki kelimelerin daha anlamsal ve vatandaşların kullanımının kolay olduğu gerçeği ile hareket ederek bu bilinci de temasımızdaki yerlere yansıtırsak yabancı kültürü diliyle birlikte almayı kırabiliriz. Hamburger ve sandviç yememiz konusunda sorun yok ama bunların esasında ekmek arası köfte olduğu gerçeğinden ayrılmamız sorun.

Dil her an gelişimdedir, onu biz geliştirmekteyiz. Dikkatsiz kullanmak ve yabancı kelime özentiliğinden ayrılarak özümüze ait olan kendi malımız olan dilimize sahip çıkmalıyız. Hemen 50 KM güneyimizde Karaman topraklarında dil konusunda büyük mücadele vermiş Karamanoğlu Mehmet Bey’in de çalışmalarının tamamen Türkçe’nin önemi hususunda olduğunu unutmamalıyız. Oradan rüzgar esse, o çalışmaların etkilerini buraya da getirir.

500 sene sonra kendi kanımızdan gelen 8.9. kuşak torunlarımızın bile bizim kullandığımız dili aynı şekilde kullanabilmesini istiyorsak bu dile hep beraber sahip çıkacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.