Geçtiğimiz 4-5 aydır ülkemizin  gündemini  her gün meşgul etmeyi başaran ülkemizin ekonomik işleyişi olduğu su götürmez bir gerçektir.  Hızla yükselen döviz kuru, buna bağlı olarak piyasada alınıp satılan ürünlerin fiyatının yükselmesi vatandaşların harcamalarına etki ettiği için ilçemizde de farkedeceğiniz üzere durgunluk var. Hatta bir çokmüdehale politikaları geliştirildi; enflasyonla mücadele kapsamında indirimler, vergi indirimleri, olağanüstü fiyat yükselişlerine zabıta denetimleri gibi sloganları her yerde duyabiliyoruz.
Krizi fırsata çeviren birileri var. Bunlar kimdir? Neredeler? Bunu bilemeyiz ama özellikle temel tüketim maddelerini piyasanın çalkantısından faydalanarak,  kar oranlarını maksimum düzeyde yukarı çekerek ürün fiyatlarını zamlandıran birileri bu kaosta ceplerini doldururken bundan en çok zarar gören de bu ürünleri almak zorunda olan halk oldu. 
Yaşadığımız bunalımı fırtınalı havaya benzettik. Otomatik olarak hem işletme sahipleri hem de biz tüketiciler de kaptan olduk. Tabi bazılarımızın gemisi çok büyük, bazılarımızın ki de kayık sıfatını anca kazanır. Bu tür krizlerden en az etkilenmek hepimizin düşüncesindedir. Ev ekonomisi yönetmek de işletme yönetmek kadar zordur. Peki bizler krizlerden çok etkilenmemek, kayığı batırmadan kıyıya çıkarabilmek için neler yapabiliriz? Nasıl önlemler alabiliriz?
Çağımızın en büyük ekonomi düşmanı borçlanmadır. Zaten her şeyi o başlatır. Bütün olumsuz hareketler borçlanmanın ardından gelir. Kısaca örnek verecek olursak; 20.000 TL borcu olan birisi bu borcu kapatmak için seneye 30.000 TL ödemesi gereken bir borçlanma daha yapar. Bu kıskaç içerisinde de daha fazla üretmek, artırmak zorundadır ama yapacağı hamleler çok kazandırması için daha büyük risk taşır. Büyük riskler de büyük kayıplara yol açar. Buradan anlaşılacağı üzere ekonomi korumanın birinci yolu borçlanmamaktadır. 
Bizi borçlanmadan koruyacak olan giderimiz kadar gelir sahibi olmak gibi görünüyor. Ama maalesef bunun da üzerine çıkarak sermaye yedeği ya da kişisel birikim yapmak zorundayız. Çünkü hem büyüyebilmek için, ekonomimizi güçlendirmek için hem de hiç planda olmayan, elzem harcama yapma durumlarında kullanmak için buna ihtiyacımız var. Şöyle düşünün;  tanesi 2.000 TL olan kamyonunuzun lastiğinin ne zaman patlayacağını hiç biriniz bilmiyorsunuz. Ama olası bir arızada kullanmak üzere bir fon oluşturursanız, hiç zorlanmadan bu yükün altından kalkabilirsiniz. Laf yine döndü dolaştı bize; 100 kazan, 80 harca, 20 biriktir dedi. Hiç kazanmazsak durum ne kadar vahim siz düşünün artık.
Bunların yanı sıra tüketim kalemlerimizi kontrol altında tutmalıyız. Herhangi bir ekonomik darlık durumunda hangi harcamalarımızı kısacağız? Nelerden tasarruf edebiliriz?  Elektrik faturası yüksek gelmesin diye karanlıkta otura otura gözlerimizi bozmak, sonra o göz sağlığına tekrar kavuşmak için servet harcamak ne kadar saçmaysa tüm sağlık giderlerimizden tasarruf etmeye çalışmak o kadar saçmadır. O nedenle kesinlikle devam etmemiz gereken en önemli temel harcamamız sağlığımız için olmalıdır. Zaten yeme içme, giyinme, barınma diye kodlayacağımız temel ihtiyaçlarımızı da asla kısmayacağız. Ancak bu temel ihtiyaçlarımızın her birinin birden çok alternatifi olmasından dolayı yaptığımız tercihlerle giderimizi azaltabiliriz. İyi giyinmek herkesin hakkı çok adil bir kavram ama iyi giyinmek demek en pahalı kıyafetleri giymek değildir. İnsan kendine neyi nasıl yakıştıracağını iyi bilir. Yeterki amacı giyinmek olsun. Elbiselerin fiyatının güzelliği belirleyici olması kimse tarafında  kabul görmez. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. İşin aslına gelecek olursak; lüks tüketimi azaltmak bu tür durumlarda cebimizi korur. Kime göre hangisi lüks, hangisi ihtiyaç orası tartışılacak konu illaki, biz genel geçer ayrımları yapabilirsek yeterli. 
Hayali kazançlara umut bağlamak da hepimizin planlarını alt üst eden bir modeldir. Yaptığımız üretimden, ticaretten bir kazanç beklentimiz var. Çok kazanmayı istiyoruz evet. Ama bunun gözle görünmez bir sınırı var. Sana esasında 1.000 TL kazandıracak bir iş yaptığında 2.000 TL kazanacağının beklentisi ile harcamaya başlarsan o açığı kapatamazsın. Bu da seni yine borçlanmaya götürür. 
Şehrimizin samimiyet ve yakınlık ölçüsünden faydalanılarak piyasada dönen ticarette veresiye payının büyüklüğü bu gibi durumlarda hem borçluları, hem alacaklıları zor duruma sokmaktadır. Birisi ticaretine devam edebilmek için borçlunun ödemesini beklemekte, birisi de borcunu ödemek için para beklemekte. Maalesef ortada para yok. Bu döngümüz çarka para girmedikçe devam edemez.  İmkanımız oldukça alışverişlerimizi peşin hale getirmeliyiz. Bu hem alıcı, hem satıcı taraf için koruyucu bir önlemdir. Veresiyelerin vade farkına uğraması da önemli bir etmendir. Sonuçta kasamızda duran sıcacık 10.000 TL bir ay sonra gelecek 12.000 TL'den daha çoktur. Belki peşin alışverişlere bugün imkanınız olmayabilir. Ama zaman içerisinde geliri arttırıp, daha çok borç ödeyerek daha az borçlanarak bu imkana kavuşuruz. İşletmelerimiz müşterilerini elde tutabilmek için bu konuda esnek davranmaktadırlar. Bu sistemde veresiye ile tuttuğu 10 müşteriden kazancı  5.000 lira iken, 9 tanesinin borçlarını ödeyip, onuncu kişinin borcunu ödeyememesi halinde bu 10 kişi ile yaptığı ticaretten elde edeceği karı kaybetmiş olacaktır. Bu tür kötü örnekler nadir olsa da yaşanmaktadır. 
Bütün bunların kapsamında ekonomik buhranlarda çarşımızın yine kalabalık olması, dükkanlarımızın tıkır tıkır işler olması mümkündür. Bilinçli tüketici ve bilinçli işletmeci olursak krizlerden en az düzeyde etkileniriz. Tabiri caizde vahşi hayvan saldırılarından korunur gibi kendimizi ekonomik krizlerden korumalıyız. Yardımlaşma ve paylaşmayı hiçbir zaman bırakmamalıyız. Bugün ayakta tuttuğumuz her esnaf, aslında bizi ayakta tutmaktadır. Bir caddede ne kadar çok alışverişin olması o caddeyi o kadar değerli yapmaktadır. 


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.