Hiçbir uygulamanın veya oluşumun yüzde yüzlük bir doğruluk veya hata payından söz edilemez. Hem artıları hem eksileri arasından yarayışımıza uygun olanı tercih etmemiz onun kalitesi ve değeri boyutundadır. Yine böyle bir konu var ki; genetik biliminin ilgi alanı olduğu halde zirai gündemin tam ortasında yer almaktadır. Kısaca açıklayacak olursak; bir canlıda ki genetik özeliklerin kopyalanarak bu özellikleri taşımayan diğer bir canlıya aktarılmasıyla oluşan yeni canlıya genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) denilmektedir. Genetik materyali değiştirme veya bir türden diğerine transfer etme işlemi biyoteknoloji temelli olup klonlama gibi diğer teknolojik gelişmelere kıyasla yeni bir çağ açan bir devrim niteliğinde görülmüştür. Genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünler 1996 yılında dünya ticaretine girmesiyle birlikte güvenilirliği ile ilgili tartışmalar çıkmaya başlamıştır.
      GDO'yu destekleyen gruplar bu teknolojinin besin kalitesinin ve verimliliğinin artacağı, meyve sebzelerin raf ömürlerinin uzun olmasında, ilaç ve insan sağlığı açısından kaynak gösterilmesi, organ nakli ve çevresel olarak birçok faydası olabileceği görüşündedirler.
      Karşıt bir tez savunan diğer kesim ise, GDO nun ortaya çıkaracağı geri dönüşü olmayan sorunların getirisinden daha büyük kaybının olduğu görüşündeler. İnsan sağlığı, çevresel bilinç konularını bir kenar da tutarsak bu yeni alan tohum piyasasında dünya büyüklerinin çok yüksek maddi yatırımlarda bulunduğu bir alan olmaktadır. GDO üreten firmalar hiçbir şekilde tohum alıkoyma imkânı vermeyen sözleşmelerle dünya çiftçilerinin bütünüyle tohum üreticisi birkaç büyük şirkete bağımlı kalmasına neden olabilecektir. Şöyle ki; dünya da ekilen GDO'lu tohumun  %90 ının Monsanto ya ait olması, şu an dünya da yapılan GDO ile ilgili her çalışmanın DOW, DUPONT, SYNGENTA, AVENTİS, MONSANTO gibi birkaç büyük tohum firmasına ait olması da diğer çarpıcı bir konudur. Bu büyük firmalar dünya da birçok ülke de ekim alanında insanların tepkisi ve açılan davalar ile yasaklama almış firmalardır. Buna rağmen dünya da genetik yapısı değiştirilmiş canlıların ve bunlardan elde edilen gıdaların dağılımı hızla artmaktadır. Bu ürünlerin özellikle insan sağlığı üzerinde kısa ve uzun dönemde oluşturacağı etkiler ise yeterince bilinmemektedir. Ayrıca bu ürünlerin genetik çeşitliliği tehdit etmesi durumunda geri dönüşü olmayan bir sürece de girilmiş olacaktır. Tüm bu nedenlerle bu tür ürünler yeterli bilimsel araştırmalar yapıldıktan sonra tüketime sunulmalı ve ayrıca kullanımları yasal çerçevede sürekli kontrol edilmelidir. Durum bundan ibaretken ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya, Çin başta olmak üzere beş ülke, mısır, soya, kanola, pamuk üzerinde yoğunlaşmış çalışmalarını sürdürmektedir. Sebep olarak ise, dünyada ki aç nüfusu ve gıda yetersizliğini göstermektedirler. Ama istatistiklere göre dünya da yetersiz üretim değil, dengesiz bir dağılım söz konusudur. Üretilen ürünler gelişmiş ülkeler de israf boyutunda kullanılırken, gelişmemiş ülkelerde ürün yetersizliği görülmektedir.
       Türkiye durum ise 1998 yıllarından itibaren kontrollü alan denemeleri ile çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. GDO zararları olan ama görmezden gelmememiz gereken bir konudur. Zaten şu an yurt dışından ithal edilen pazara ürün halinde sunulan hammadde ve işlenmiş ürünlerin önemli bir kısmının GDO içeriğine sahip olduğu bilinmektedir. Bu alanda teknolojik gelişmeleri takip etmeli ve bir tarım ülkesi olarak gündemimiz de bulundurmalıyız. 
     Hal böyle iken, bölgemiz üretici ve çiftçilerinin kullandıkları tohumların bilincinde, yabancı firmaların neden en çok bölgemizi tercih ettikleri sorgulamasında olmaları gerekmektedir. Yapılan yabancı menşeli Ar-Ge çalışmaları bölgemizin tarım geleceğini nasıl etkiler, yurt dışında ağır kimyasal kullanımı nedeniyle yasaklanan bu firmaların bölgemize bu kadar rağbet etmesi dikkatimizi çeken sorular olmalıdır. Yabancı menşeli firmaların tohumlarını kullanmayan hemen hemen hiçbir çiftçimiz yoktur. Bu döngünün bize zarar vermemesi için en ekolojik olan yolu seçmeli, toprak ve tohum sağlığının geleceğini düşünmeliyiz.  
   Son olarak toplarsak; 
-GDO konusu tartışmalara açık bir konudur. Tezat görüşler de birçok araştırma ve makale bulmak mümkündür. 
-Kullanım ahlakına göre faydalı ve zararlı yönleri çeşitlilik göstermektedir.
-Açlık ve insan hayatı ortaya konduğunda sağlık ve çevreye verdiği etki pek ele alınmaz. ABD Avrupa Avusturya Uzak Doğu GDO lu ürün pazarlama da ilk sıradadırlar ama kendileri ne kadar kullanıyor tartışılmaktadır.
- Genel de GDO lu üründe mısır ve soya en çok gündeme gelen ürün olsa da birçok tarımsal ürün de GDO yapılmaktadır. 
-Diğer bir nokta ise hayvan yemi olarak kullanıldığında et süt yumurta gibi hayvansal gıdalardan bu ürünleri kullanan insanlara herhangi bir etkinin geçip geçmediği hala açıklık kazanmamıştır. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.